Make your own free website on Tripod.com

VASİYYET

Kumeyl bin Ziyad'a yeni_iki.gif (372 bytes)

* Kümeyl b. Ziyâd'in-Nahaî'nin (R. H) elini tutup şehrin dışına çıkardılar. Sahraya
varınca bir ah çektiler de buyurdular ki:
* Ey Kümeyl, bu gönüller kaplardır; en hayırlı kap da içindeki-
ni en iyi koruyanıdır. Benden duyduğun sözü aklında tut.
İnsanlar üç kısımdır:
Rabb'e mensup bilgin,
kurtuluş yolunda bilgi belleyen,
bunlardan başkaları pisliğe bulanmış sineklerdir;
her seslenen kişiye bilmeden uyan, her yele kapılıp giden kişilerdir.
Onlar ne bilgi ışıklarıyla ışıklanmışlardır, ne kuvvetli bir desteğe
dayanmışlardır.

Ey Kümeyl, iIim maldan hayırlıdır; ilim seni korur, sense
malı korursun. Mal, vermekle azalır, ilim öğretmekle çoğalır. Mal
sâhipleri malın zevâliyle zevâl bulup giderler.

Ey Ziyâdoğlu Kümeyl, bilgiyi elde etmek, âdetâ dindir ki Allâh'a
onunla yol bulunur. İnsan, yaşarken onunla tâat elde eder; ölümün-
den sonra da iyilikle, hayırla anılır. İlim hâkimdir, malsa hüküm
altındadır, mağluptur.

Ey Kümeyl, malları hazînelerde biriktirenler, diriyken ölmüşler-
dir; bilginlerse dünyâ durdukça yaşarlar. Kendileri yok olup gitmiş-
lerdir, fakat eserleri yüreklerde mevcuttur. (Göğüslerine işâretle)
Burada öylesine derin, öylesine geniş bir bilgi var ki ne olurdu,
bunu anlayabilecek biri bulunsaydı. Evet, tez anlar birini buluyorum,
fakat emin değilim ondan, din hükümlerini dünyâya âlet edebilir; Al·
lâh'ın nimetleriyle Allah kullarına, Allâh'm delilleriyle Allâh'ın
dostlarına karşı üstünlük dâvâsına girişebilir. Yahut gerçeğe sâhib olan-
lara boyun eğen, fakat önüne ardına dikkat etmeyen, can gözü açık
olmayan, daha başlangıçta şüpheye düşüp gönlünden işkillenen biri-
ni bulabiliyorum. Oysa ne buna inanılabilir, ne ona. Yahut da,
dünyâ lezzetine sarılan, hemencecik şehvetlere atılan, yahut da mal mülk
toplamaya hırsı olan birini buluyorum; oysa bu ikisi de hiç bir hu·
susta dîne riayet edenlerden değildir. Bu iki bölük, ancak otlayan
hayvanlara benzer. İşte ilim, ilim ehlinin ölümüyle böylece ölür gider.

Allâh'ım, evet; yeryüzü, Allâh için delîl ve huccet olan, onun adı-
na kaaim bulunan birisinden uzak kalmaz; o, ilmi ve dini ayakta tu-
tar; ama meydanda olur, bilinir, tanınır, yahut hikmete mebni kor-
kar görünür, gizlenir. Allâh'ın huccetlerinin, Allâh'ın apaçık delille-
rinin bâtıl olmaması için hüküm budur, böyledir. Ama bu, niceye
bir böyle sürer gider? Andolsun Allâh'a ki onların sayıları azdır.Al-
lah katında dereceleri pek büyüktür. Allah delillerini, onlara benzeyen-
lere ısmarlayıncaya, kendi benzerlerinin gönüllerine verisiceye dek
onlarla korur. Allâh onların can gözlerini açar, bilgiyi onlara sunar;
onlar da yakıyn ruhuyla kuvvetlenirler; güçlükleri kolay görürler,
bilgisizlerin kaçındıkları, hoş görmedikleri şeyler hoş görünür onla-
ra; canları yüceler yücesi olan yakınlık duraklarında olduğu halde
bedenleriyle dünyâ ehlinden görünürler, onlarla görüşüp konuşurlar.
İşte bunlardır Allâh'ın halifeleri, yarattığı yer yüzünde. Bunlardır
halkı dinine çağıranlar. Âh, âh, ne de özlerim onları görmeyi. Ey
Kümeyl, istersen dön, git artık.

Cabir Bin Abdullah-ı Ensari'yeyeni_iki.gif (372 bytes)
* Ya, Câbir(bin Abdullah ensari), dünyâ dört şey üstünde durur:
Bilgisiyle amel eden, halka da öğreten bilgin;
öğrenmekten utanmayan, çekinmeyen bilgisiz,
varlığında noksanlık bulunmayan cömert,
âhiretini dünyasına satmayan yoksul.
Bilgin, bilgisini yitirirse, bilgisiz de öğretmekten
çekinir. Zengin, malında cimrilik ederse yoksul da âhiretini dünya-
sına satar.
Yâ Câbir, kime Allâh'ın nimetleri çok gelir, kimin malı fazlala-
şırsa insanların ona ihtiyacı artar; kim, Allâh'ın verdiği nimetlerde
kendisine vâcib olanı yerine getirirse o nimetlerin devâmına, sebeb
olur; kim, vâcib olanı îfâ etmezse o malı mülkü zevâle atmış, yok et-
meye başlamıştır.


*
Size
beş şey vasiyyet ediyorum ki,
develere binip seferlere düşseniz de onları elde etseniz değer mi değer:

Hiç biriniz Rabbinizden başkasından birşey ummasın;
günahından başka birşeyden korkmasın.
Hiç biriniz kendisinden bilmediği birşey sorulunca bilmiyorum demekten utanmasın.
Hiç bir kimse bilmediği birşeyi öğrenmekten çekinmesin.
Sabredin, çünkü sabır îmana nisbetle cesetteki baş gibidir.
Başı olmayan bedende hayır yoktur.
Sabır olmadıkça da îmandan hayır gelmez.


Oğlu Hüseyin'e

* Oğulcuğum, benden dört şey belle,
1-Zenginliğin en üstünü akıldır;
2-Yoksulluğun en büyüğü ahmaklıktır;
3-Korkulacak şeylerin en korkuncu kendini beğenmektir;
4-soyun-sopun en yücesi güzel huydur.

Oğulcuğum, işlediğin zaman sana zarar vermeyecek dört şeyi de
aklında tut
1-ahmakla eş dost olmaktan sakın ; sana fayda vermek isterken zararı
dokunur.
2-Herkesle eş dost olmaktan sakın; ona en fazla muhtaç olduğun
zaman yardımına koşmaz, oturur.
3-Kötülük edenle eş dost olmaktan
sakın; o, pek az bir şeye seni satar gider.
4-Yalancıyla eş dost olmaktan sakın; çünkü o, serâba benzer;
uzağı yakın gösterir sana yakını uzaklaştırır senden.