Make your own free website on Tripod.com
TUZAKLAR KARŞISINDA İSLAMİ TAVIR
-1-


Kafirler ilahi mesajın sosyalleşmesini engellemek için tuzak kurarlar. Aslında kendilerine tuzak kurmaktadırlar. Ancak Allah onların kalplerini ve gözlerini mühürlediği için gerçeği görememektedirler. Acaba bu tuzaklara karşı nasıl davranılacaktır? Onların tuzaklarına düşmüş görünüp gizli bir tavır mı takınılacak yoksa tuzakları onların suratlarına vurulup desiseler bir bir ortaya mı dökülecektir? Bu noktada Kur'an-ı Kerim'in bizlere kazandırdığı çizgi nebilerin tavırlarında kendini göstermektedir. Bu nedenle gönderiliş sırasına göre peygamberlerin tuzaklara karşı verdikleri tepkileri ele almak tavrın seyrini görmek ve örnekliklerini anlamak açısından daha sağlıklı olacaktır.

a. Hz. Nuh:
Tevhid çağrısına karşı inkarcılar müminleri tarihin değişik dönemlerinde tehdit etmiş ve müminleri yıldırmaya çalışmışlardır: "Ama hakkı inkar eden toplumlar (Nuh, Ad ve Semud toplumu) elçilerine şöyle dediler: "Ya bizim yolumuza dönersiniz ya da kesinlikle sizi ülkemizden sürüp çıkarırız."(İbrahim 14/13). Ancak bu tür tehditler ilahi azabı insanlarınkiyle bir tutmayanlar için bir şey ifade etmemektedir. Onlar Rahman olan Allah'tan korkarlar: "Onlara Nuh'un haberini oku: Hani o kavmine demişti ki: "Ey kavmim! Eğer benim (aranızda) durmam ve Allah'ın âyetlerini hatırlatmam ağır geldiyse, ben yalnız Allah'a dayanıp güvenirim. Siz de ortaklarınızla beraber toplanıp yapacağınızı kararlaştırın. Sonra işiniz başınıza dert olmasın. Bundan sonra (vereceğiniz) hükmü, bana uygulayın ve bana mühlet de vermeyin." (Yunus 10/71)

Hz. Nuh'un kıssası burada Hz. Muhammed (s)'in mesajını reddedenlere bir uyarı olsun diye zikredilmiştir. bu şekilde, onların önüne itikatlarının, düşüncelerinin ve yollarının yanlış olduğunu göstermek üzere deliller konmakta ve onlara doğru yolu benimsetebilmek için vurucu hitaplarda bulunulmaktadır. Böylece onlar Resullerine karşı takındıkları tavrın sonuçları hakkında uyarılmış olmakta ve dolaylı yoldan peygamberlerine Kureyş gibi davranan Nuh kavminin akıbetinden ders almaları öğütlenmektedir. Hz. Peygamber(sav) son derece uygun bir yolla onlara hata ve sapıklıklarını göstermekte ve bu yanlışlıkları düzeltemeye çalışmaktadır. Fakat onlar bunun üzerinde tekrar tekrar düşünecekleri yerde, O'nun ölümcül düşmanları haline gelmişlerdir. Hz. Muhammed (sav) bu görevi yüzünden onlardan hiçbir ücret talep etmediği, mesajını yalnızca kendi hayırlarına yaymak istediği halde onlar muhataplarının delillerine küfürle, vahşetle ve taşla karşılık vermişlerdir. O kadar ki, artık Hz. Muhammed (sav) onlar için artık katlanılmaz bir şahıstır. Bu onların Sırat-ı Müstakim karşısındaki önyargıları yüzündendir ve bu mesnetsiz yargılar onları o denli körleştirmişti ki, Sırat-ı Müstakim'i izleyen birinin varlığına bile tahammülleri kalmamıştır. (Mevdudi, II, 327)İşte burada Allah, Resulü'nden onlara Hz. Nuh'un kıssasını anlatmasını istemektedir. Bununla, kendisine karşı takındıkları olumsuz tavra bir anlam verebilmeleri gayesi güdülmüştür.

Bu arada hz. Nuh, bu meydan okuyuşuna bir ileri adımla daha pekiştiriyor. Sapıtmış soydaşları ile ilişkilerini kestiğine, onlardan koptuğuna, onlarla hiçbir ilgisinin kalmadığına dair yüce Allah'ı şahit tutuyor. Arkasından da yüzlerine vurduğu bu ilişki kesme kararına, soydaşlarının kendilerini de tanık tutuyor. Böylece artık onlardan biri olarak yaşamak istemediğini, bunun akıbetinden korktuğunu kesinlikle bilmelerini istiyor. Bütün bunları dile getirken, imanın vakarını, mümin olmayanları tepeden baktıran onurunu, güvenini ve gönül huzurunu ses tonuna ve cümlelerine güçlü bir vurgu ile yansıtmayı ihmal etmiyor.

Bu gerçekten kışkırtıcı, apaçık bir meydan okuyuştur. Bu sözü, elinde yeterli güç ve kuvveti bulunduran, kendi hazırlığına tam anlamı ile güvenen kimselerden başkası söyleyemez. Çünkü buradaki ifade, düşmanın öfkesini kendi üzerine çekme, dokunaklı sözlerle onların kendine saldırmalarına yol açma anlamına gelmektedir. Peki Hz Nuh'un sırtını dayadığı güç ve hazırlık neydi? Yeryüzünün bütün güçlerine karşı ne vardı elinde?

İman onunla beraberdi. Bütün güçlerin önünde küçüldüğü çoğunluğun önünde dize geldiği bütün önlemlerin karşısında çaresiz kaldığı kuvvetli bir iman. Hz. Nuh'un arkasında kendi dostlarını şeytanın dostlarının elinde bırakmayan yüce Allah vardı!

İşte bu yalnız Allah'a imandır ki, sahibini bu evrende yer alan bütün canlı ve cansız varlıklara egemen olan büyük kuvvetin kaynağına kavuşturur. Dolayısıyla bu meydan okuyuş bir aldanma, bir öfke bir intihar değildir. Bu gerçekten büyük olan kuvvetin, kesin iman sahipleri karşısında sönükleşen eriyip giden basit, geçici kuvvetlere meydan okuyuşudur.

Allah yoluna çağrıda bulunan Müslüman için Allah'ın elçileri en güzel örneklerdir. Buna bağlı olarak, dava sahibi Müslümanların kalplerini dolup taşıyıncaya kadar bu güvenle doldurmaları gerekir. Yeryüzünün gayr-ı meşru bütün otoritelerine karşı yalnız Allah'a dayanmaları zorunludur.

Yeryüzünün gayr-ı meşru otoriteleri onlara işkenceden ve eziyetten başka bir zarar veremezler. Bu eziyetin ise bir imtihan vesilesi kabul edilmesi gerekir. Yoksa yüce Allah, dostlarına yardım etmekten aciz değildir. Kendi dostlarını, düşmanlarının ellerine teslim etmesi anlamına da gelmez bu. Bu sadece bir sınamadır. Kalpleri ve safları belirleyen bir sınama. Bundan sonra atak sırası müminlere gelir. Ve yüce Allah'ın onlara söz verdiği zafer ve egemenlik gerçekleşir. (S. Kutub, V, 551)

Zemahşeri, "işiniz başınıza dert olmasın" ifadesinin "işiniz gizli kalmasın" anlamına da gelebileceğini söyler. (Zemahşeri, II, 347) Bu anlam esas aldığında yine ayetin ilk anlamı ile uyum içinde bir mana ortaya çıkar. Hz. Nuh onlara meydan okuyarak öldürülmesinin de aleni olarak yapılmasını istediğini gösterir.


b. Hz. Hud:
Tuzaklara karşı Hud peygamber de şöyle tavır aldı: 'Allah'ı şahid tutuyorum. Sizde şahid olun ki, ben izin Allah'ı bırakıp ortak koştuğunuz şeylerden beriyim (onları tanımıyorum). Artık bana hep birlikte tuzak kurun. Sonra bir an bile süre vermeyin. (Hud 11/ 54-55)
Bu sözler Hz. Hud'un soydaşları ile arasındaki tüm köprüleri atan bir başkaldırı bildirisidir. Bu son sözleri ile onlara karşı kesinlikle başkaldırıyor. Yüce Allah'ın yolundan başka bir yolu kesin olarak benimsedikleri için aralarında bir bağın bir arada tutamayacağı bu iki karşıt grup arasında bütün iplerin koptuğunu dile getiriyor bu yiğitçe sözler Hz. Hud'un bu meydan okuyuşu insanı hayrete ve dehşete sürüklüyor. Sebebine gelince, kendisi tek başınadır. Bu yalnızlığına rağmen sert, kaba ve sözden anlamaz bir topluma karşı koyuyor. Karşısındakiler o kadar cahildirler ki, düzmece ilahlarının birini çarpabileceğine ve bu yüzden akli dengesinin bozulacağına inanıyorlar. Bunun yansıra insanları tek Allah'a ibadet ilkesine çağırmanın çarpılma sonucu ortaya çıkan bir saçmalama olabileceğini düşünüyorlar. İşte uydurma ilahlarına bu denli güvenen bir toplumun karşısına tek başına dikilerek inançlarının, budalaca bir saplantı olduğunu haykırmak, onları paylamak, azarlamak, meydan okuyarak bam tellerine basmak hayret verici, dehşete düşürücü bir yiğitliktir. Onlara karşı hazırlık yapmak üzere kendisine mühlet vermelerine razı olmadığı gibi, kendileri ile baş başa kalıp öfkelerinin yatışmasına da fırsat tanımıyor. Tersine, üzerlerine gidiyor.

Gerçi insan bu sert ve kaba topluma karşı böylesine yiğitçe meydana okuyan yalnız bir adamı düşününce dehşete kapılıyor ama bu cesaretin etkenlerini irdeleyince kapıldığı dehşet duygusu yok oluyor.
Bu cesaretin ardında iman ve gönül rahatlığı yatar. Bu yiğitlik yüce Allah'a inanmaktan, O'nun vaadine umut bağlamaktan ve desteğine güvenmekten kaynaklanıyor. Bu inanç kalple bütünleşince, yüce Allah'ın zafere ilişkin vaadi -bu kalp için- elle tutulur, somut bir gerçeğe dönüşüyor. Kalbin sahibi bu zaferden bir an bile kuşku duymuyor. Çünkü bu güven duygusu kalbini doldurduğu gibi avuçlarını da dolduruyor. Artık bu zafer müjdesi, bilinmezliğin karanlığına gömülmüş, geleceğe dönük bir beklenti değildir. (S. Kutub, VI, 112)O gözlerin gördüğü ve kalbin algıladığı somut, şimdiki zamanda var olan bir realitedir. Şimdi Hz. Hud'un bu yiğitçe sözlerini okuyalım: "Hud dedi ki; "Ben Allah'ı şahit tutuyorum, ayrıca siz de şahit olunuz ki, ben O'na koştuğunuz ortaklardan uzağım."

Allah'a ortak koştuğunuz düzmece ilahlarınızla hiçbir ilişkimin olmadığına dair önce yüce Allah'ın kendisini şahit tutarım. Ayrıca bu konuda siz kendiniz de bana şahit olunuz ki, bu taptığınız ilahlardan uzağım. Bu şahitliğiniz, ileride aleyhinize işleyecek bir delildir. Yüce Allah'a yakıştırdığınız bu ortaklarla en ufak bir ilgimin olduğunu size açık açık ilan ettiğimi ileride bu tanıklığınız da ispatlayacaktır. Bunun yanı sıra birinin beni çarptığını sandığınız o ilahlarınız, siz bir araya geliniz ve bana karşı elinizden gelen tuzağı kurunuz, bunun için bana hiçbir mühlet tanımayınız, hiçbir savunma fırsatı vermeyiniz. Hiçbiriniz umurumda değilsiniz. Sizden hiç korkmuyorum. Çünkü; "Ben, benim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a dayandım." Ne kadar inkar etseniz, ne kadar yalanlasanız da bu gerçek geçerlidir. Yani Yüce Allah'ın benim de sizin de Rabbimiz olduğu gerçeği. Tek Allah hem benim ve hem de sizin Rabbinizdir. Çünkü o herkesin ve her şeyin tek Rabbidir, ne işi ve ne de ortağı vardır. Şunu da iyi biliniz ki; "Hiçbir canlı yoktur ki, perçemi O'nun avucu içinde olmasın." (Hud 11/56) Burada ezici iradeyi ve üstün gücü ifade eden somut bir tablo ile karşı karşıyayız. Tablo, insan da dahil olmak üzere yeryüzünde hareket eden bütün canlıların perçeminden tutan, üstün gücü canlandırıyor. "Perçem" alnın üst kısmına denir. Bu tasvirle ezici irade, tartışmasız üstünlük ve karşı konulmaz egemenlik ifade ediliyor. İfadede, içinde bulunduğumuz duruma, Hz. Hud'un soydaşlarının Kalabalığına ve sertliğine uygun düşen, onların gövdelerinin, vücut yapılarının iri yarılığıyla algılarının ve duygularının katılığı ile uyuşan sertlikte, somut bir görüntü çiziliyor. Hemen arkasından ilahi yasaların doğrultularındaki sapmazlığı ve eğrilmezliği vurgulayan bir değerlendirme cümlesi geliyor: "Hiç kuşkusuz benim Rabbim, doğru yoldadır" Bu güçlü ve keskin çizgili ifadelerde Hz. Hud'un sergilediği o tepeden bakmanın, o yiğitçe meydan okumanın sırrını buluyoruz. Bu ifadeler, Allah'ın peygamberi Hz. Hud'un vicdanında taşıdığı Allah'a kulluğun gerçek tablosunu gözlerimizin önüne seriyor. O bu gerçeği belirgin bir algılayışla içinde buluyor. Onun ve diğer tüm yaratıkların Rabbi olan Allah güçlü ve ezici iradelidir. "Hiçbir canlı yoktur ki, perçemi O'un avucu içinde olmasın." Şu kaba ve sert soydaşları da yüce Allah'ın perçemlerini avucu içine alarak üstün gücü ile kahredebileceği canlıların bir ölümünü oluştururlar. O halde onlardan niye korksun ki, onları niye umursasın ki? Eğer onlar başına musallat olacaklarsa, ancak yüce Allah'ın izniyle başına musallat olabilecekler. Onlar ile yolu ayrı düştüğüne göre artık aralarında barınamaz. Eğer ilahi çağrıyı seslendiren dava adamı bu gerçeği vicdanına yerleştirirse, içine sindirirse, o zaman ne akıbeti konusunda kalbinde herhangi bir kuşku kalır ve ne de yoluna devam etmesi konusunda en ufak bir tereddüde düşer.

Bu güven, bütün dönemlerin seçkin müminlerinin kalplerinde beliren biçimi ile ilahlık gerçeğini yansıtır. Yüce Allah'ın gücünden kaynaklanan meydan okuma ve bu gücün kahredici ve iş bitirici üstünlüğü ile ortaya serilişi bu dereceye varınca Hz. Hud soydaşlarını uyarmaya ve korkutmaya girişiyor: "Eğer çağrıma sırt çevirecek olursanız, ben size gönderilen mesajı duydum." Ben Allah'a karşı görevimi yerine getirdim. Artık benden günah gitti. İşinizden elimi çekiyorum. Rabbim, sizin yerinize başka bir toplum getirir. Sizler bu azgınlığınız, bu zalimliğiniz ve bu sapıklığınız yüzünden helak edildikten sonra yerinizi alacak olan insanlar yüce Allah'ın çağrısına olumlu cevap vermeye yatkın O'nun göstereceği yoldan dosdoğru gitmeye istekli kimseler olurlar. Şunu da unutmayınız ki: "Siz O'na hiçbir zarar dokunduramazsınız." Böyle bir işe kalkışmaya gücünüz yetmez. Ayrıca sizin yok oluşunuz O'nun evreninde herhangi bir boşluk, herhangi bir eksiklik doğurmaz. Hiç kuşkusuz her şey O'nun gözetimi ve denetimi altındadır. (S. Kutub, VI, 114)Dinini ve dostlarını korur, yasalarını size çiğnetmez. Sizi öylesine sıkı bir gözetim altına alır ki, yakanızı O'ndan kurtaramazsınız, kaçmakla O'ndan kurtulamazsınız.

Devamı var