Make your own free website on Tripod.com

BÜLENT SÖNMEZ


ORTADOĞU MEKTUPLARI - 2

(ortadoğu çocuğu Azize'ye ve büyümeye hasret tüm çocuklara)

Suçlarını bilmeden öldürülenler için..

yirminci yüzyılın tam ortasında Azize
bir kez daha gösterdi kahpeliğini zulüm
bir kez daha
düşürdü toprağa
onurunu yeryüzünün

seher vakti ölenlerin kanları soğumuştur Azize
tüm duruşlarım ağrılıdır şimdi
şimdi gün karanlığa durmuştur
Bosnalı bir çocuğun gözleridir yüreğim
vurulmuştur

bir seher vakti sessizce yağdı üstlerine ölüm
manga manga geldiler
gözlerinde kan
ellerinde zulüm vardı
ama ürkekti ayak sesleri
çocuk çocuk düşürdüler
gövde gövde düşürdüler
seher vakti sessizce yağdı üstlerine ölüm
habersizdiler
kutlu bayramların arefesinde
suçlarını bilmeden öldürüldüler

bu ne yılandır Azize
beşikteki bebeği sokar
bu ne namert silahtır
habersiz sessiz gelir
gelir yüreği bulur
gelir sevdayı bulur
ben oturur ağlarım
öykümüz yetmez mi ağlamaya
Halepçe sabahı özlemez mi

bir zulmü anlatırken ağlarım
bir de yetimlikleri
elimi uzattığım her yerde
gülmeyi unutmuş çocuk sesleri
hüzünler büyür gözlerimde
bu yalnızlığı yazmaya kalem utanır
bu ezilmişliği yazmaya yürek utanır
utanmaz kalleşlikler

çağdır kimyasal silahları saklayan
çağdır namertliği alkışlayan
kin kundaklayan
çağdır yüzkarası
gönül karası

ama hesabı sorulacak
elleriyle dizlerini çürüten anaların
seher vakti sessizce akan kanların
bir de suçlarını bilmeden öldürülen o çocukların
hesabı sorulacak Azize

işte o zaman
yarım kalmış bir mevsim olmayacak yazgımız
başımız dik duracak bu yangınlara

gelsin artık kanımız için aç bırakılan silahlar
canımıza büyütülen silahlar
ölümden öte silah var mı Azize
var mı ölümden öte ölüm

ben şiirler beslerim yarınlara
demir prangalara söyletip isyanımı
yürürüm
ellerimi uzatırım sabaha
ben sabahın şarkısını söylerim Azize
çünkü bir sevdayı taşımaktır benim için hayat
bir umudu taşımaktır
kavgalı,pervasız,yiğit
böyle büyürüm
ben gündoğumlarında şafaklara yürürüm
başladığım şarkıyı düşürmemek için yere
zindanlara zincirli gençliklerin arkasında özgürüm
özgürlük ellerin özgürlüğü Azize
yüreğin özgürlüğü
aklın özgürlüğü
ben sevdanın şarkısını söylerim
sabahın şarkısını

dünyaya selamla bakarım ben
eritir ellerim demir parmaklıkları
açar soluğumla kardelenler
sevdamız düşmez yere
unutmam payıma düşeni
sürgünleri
kardeşlerimi
dağılır yalnızlığım
susuzluğum azalır

bir mülteci yüreği olurum Baalbekte Yafa'da
kanadı kırılmış bir gençlik kalsada arkamda
soylu bir direnme adına çarparım
bir yanda Kitab
kavga bir yanda

benim ellerim taş tutar
demir tutar
isyan tutar benim ellerim
yaralarımın kanı kurumadan oturulan pazarlıklara buluşmaz
benim elim hayınlığa bulaşmaz
bilirim köleler özgürlük bağışlayamaz

ağlarsam bir türkü gibi ağlarım
bir yarın gibi konuşurum konuşacak olursam
tel örgüleri aşar o zaman sevdam
mayın tarlalarını
mülteci kamplarını
hudut kapılarını
dudaklarım kanar isyan şiirleriyle
bir şehidin yüreğiyle buluşur

kavgalar böyle büyür
umutlar böyle büyür
çocuklar böyle
böyle söylenir yalnızlık Ortadoğuda
böyle söylenir sevda
ağıtlarımızda tükenir birgün

vakit varken Azize
kalkıp yürümek gerek gecenin içine
aydınlık şarkılarla dudaklarımızda
uyandırmak büyümeye hazır tüm çocukları
tutmak kaldırmak gerek
yarınları kavgalara teslim ederek
büyümek gerek

gideceğiz Azize
varılacak yerlerine yolların
madem ki boynumuza borç bu kavga
madem ki yüreğimize asılı
bu çarpıntı, bu hüzün
gideceğiz Azize
güneşi görmeden ölürsek eğer
sabahı görmeden ölürsek
apak bir kuş konsun
sırtımızı yasladığımız yere
öylece beklesin doğuşunu güneşin
sabahı haber versin

o vakit geldiğinde Azize
saçlarımız güneşlere değdiğinde
çalışsın kimyasal reaktörler
ve daha bilmem neler
çalışsın
nasıl dökülürse dökülsün üstümüze ölüm
toprak bizi bir daha gömsün

ölümden öte silah var mı Azize
var mı ölümden öte ölüm.